TUHFETÜ’L-MÜKELLEFÎN VE NECÂTÜ’L-HÂLİKÎN
Osmanlı döneminde telif edilmiş İslâmî ilimlere dair çok sayıda yazma eser, günümüzde Türkiye’nin çeşitli yazma eser kütüphanelerinde muhafaza edilmektedir. Bu eserler, uzun yıllar boyunca daha çok yabancı araştırmacılar tarafından bilimsel yöntemlerle incelenmiş olsa da, son yıllarda yerli akademisyenlerin artan ilgisiyle birlikte tahkik, tahlil ve edisyon kritiği gibi çalışmalar da ülkemizde ivme kazanmıştır. Kurumlar, vakıflar ve akademik araştırma merkezlerinin desteğiyle bu çalışmalar hem lisansüstü tezler yoluyla hem de bağımsız araştırmacıların bireysel gayretleriyle sürdürülebilir hale gelmiştir. Bu kapsamda sunulan elinizdeki çalışma, Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi Yazma Eserler Bölümü’nde yer alan ve Hâfızü’s-Sagîr el-Bergamavî Mustafâ b. Eyyûb tarafından 18. yüzyılın sonlarında Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmış olan Tuhfetü’l-Mükellifîn ve Necâtü’l-Hâlikîn adlı yazmanın bilimsel incelemesini içermektedir. Müellif hattı olan ve 116 varaktan oluşan bu eser, kelam, mezhepler tarihi, akaid, ahlak ve fıkıh gibi farklı disiplinleri bir araya getirerek kapsamlı bir ilmî çerçeve sunmaktadır. Eserin girişinde meşhur “73 Fırka Hadisi” (İftirâk Hadisi) yer almakta, devamında ise Ehl-i sünnet ile müellifin fırak-ı dâlle grupları içerisinde zikrettiği mezhepler arasında yer verilen farklılıklarla mezhebi tartışmalar ele alınmaktadır. Aynı zamanda metin içerisinde fıkhî meseleler ve inançla ilgili temel konular ile ahlaka dair çeşitli nasihatler, “fedâil” başlığı altında öğretici bir amaç ve üslupla işlenmektedir. Şimdiye kadar ne esere ne de müellifine dair herhangi bir akademik çalışma yapılmamış olması, bu çalışmayı alana katkı bakımından önemli kılmaktadır. Dil ve üslup bakımından eser, 18. yüzyıl Osmanlı Türkçesi’nin dil özelliklerini yansıtan tipik bir örnektir. Arapça ve Farsça terkiplerin yoğun biçimde kullanıldığı metinde, cümle yapıları büyük oranda Arapça sentaksına dayalıdır. Bununla birlikte, yer yer halk diliyle kurulan temaslar da metni sadece ilmî çevrelere değil, daha geniş bir okuyucu kitlesine hitap edebilecek nitelikte kılmaktadır. Eserde yer alan deyimler, açıklamalı klasik ibareler ve dil içi şerhler, metnin öğretici ve anlaşılabilir olmasını sağlayan başlıca unsurlardır. Aynı zamanda kıraat geleneği ve vaaz üslubunun izlerini taşıyan anlatım tarzı, eserin hem ilmî hem irşadî bir nitelik taşıdığını göstermektedir. Bu çalışma, yalnızca kayıp bir yazmanın gün yüzüne çıkarılmasını değil, aynı zamanda Osmanlı düşünce geleneğinin anlaşılmasına katkı sunmayı hedeflemektedir.